RUHUN SOKAK GÜRÜLTÜSÜ DÜŞ RİTMİNDE

THE DIN OF STREET SPIRIT SOUNDS IN THE RYTHME OF DREAMS

13 Mart 2009 Cuma

Alexandrian, Baudrillard, Ballard ve Roman


Şehrin daha önce bulunmadığım bir yerindeki bir eve davet ediyorsun beni. Akşam olmak üzere. Büyük bir salona alıyorsun beni. Oldukça aydınlık olan bu salonda boylu boyunca uzanan iki kanepe kesişiyorlar. Bir tanesinde gözlüklü yaşı hayli geçkin, saçları hafiften dökülmüş ve ağarmış bir adam oturuyor. Bir gömlek ve bir süveter giymiş, oldukça sakin ve sabırlı bir duruşu var. Diğer kanepede ise bedeninin üstü çıplak, altında siyah bir karate pantolonu giymiş, genç bir adam oturuyor. Bu genç adamın teni güneş kızıllığında ve ışıl ışıl parlıyor. Saçları ise simsiyah, gözleri alev alev yanıyor. Tedirgin oluyorum, çünkü salonda anlamlandıramadığım ve sırıtkan bir sessizlik hüküm sürüyor. Sanki ben eve girmeden önce hararetli bir kavga olmuş ve sen kapıyı açar açmaz konuğa saygıyla bir anda kesilmiş, gerilim salonun tavanında asılı kalmış gibi. Sen oturmam için yaşlı adamın oturduğu kanepeyi gösteriyorsun. Dikkatli bir şekilde yavaşça oturuyorum kanepeye. Ben oturur oturmaz adam bana dönerek, “Edebiyatçıymışsınız?” diye soruyor. O an, bu adamın baban olabileceğini düşünüyorum elimde olmadan. Sonra daha rahat edebilecekken neden bacak bacak üstüne atarak oturmadığını soruyorum kendime babanın. Elimde olmadan bacak bacak üstüne atmıyorum ben de. Benimle konuşmaya devam ediyor, ancak sadece ağzı kımıldıyor ve aramızdaki mesafe giderek artıyor, giderek kanepenin diğer ucuna doğru hareket ediyorum o konuştukça. Arada gözlerimi sana çeviriyorum. Sana her döndüğümde diğer kanepede oturan diğer adamla göz göze geliyorum. Yaşlı adam ayağa kalkıyor ve elimden tutuyor, salonun bir köşesinde duran büfenin önüne sürüklüyor beni. Eğilip altındaki çekmeceyi açıyor ve bana göstermek istediği şeyi görebilmek için eğiliyorum. Çekmece kadın saçlarıyla dolu. Bir korku geçiyor içimden hızla. İçlerinden koyu kahverengi olan bir tanesini alıp bana uzatıyor. “Dokun” diyor. Söylediğini yapıyorum. Yumuşacık dalgalı bir saç bu. Elimde saçla öylece duruyorum. Büfenin üzerinde asılı aynada kendimi görüyorum birden. Çok solgun görünüyorum. “Ölü gibisin” diyorsun sesini yükselterek. Eve girdiğim andan itibaren sessizliği sadece bu söz bozmayı başarabiliyor.

Yüzümü renklendirmem gerektiğini düşünüyorum. “Sana saçma bir soru soracağım” diyorum. “Makyaj malzemesi bulunur mu bu evde?” Diğer kanepedeki adam ayağa kalkıyor ve elimden tutup beni aynanın önünden alıyor. Eli elimde koridorda onu izliyorum. Koridorun sağ tarafındaki ağır maden bir kapıyı gürültüyle açıyor. Tuhaf bir şekilde bu genç adama güveniyorum. İçeri giriyoruz. Loş ışığın altında buranın bir kazan dairesi olduğunun farkına varıyorum. Cehennemi bir sıcak var. Metal bir masanın üzerine oturuyorum. Genç adam masanın kenarında durduğu metal dolapları tek tek açmaya başlıyor. Dolaplardan birinden çıkardığı iki tüp boyayı bana uzatıyor. “Fondöten ve ruj” diyor. Ben “Rimel ve kalem gerek” diyorum.”Ve allık” Ayağa kalkıp dolaba yürüyorum. Dolapta yüzlerce makyaj malzemesi var ancak sıcaktan hepsi erimiş ve form değiştirmiş. Dolabın arkasında mutfak tezgahına benzer bir tezgah olduğunu farkediyorum çekilince. Tezgahta boynu kırılmış, saçları kesilmiş bir kadın görüyorum. Bacaklarını karnına çekmiş, yüzü görünmüyor. Ayakkabıları lavaboya düşmüş. Korkmuyorum. Kısık bir sesle soruyorum: “Kadınları öldürüyor musunuz? İş bölümü mü var aranızda?” Genç adam elimi tutuyor , bir çocuk gibi adeta, “Hayır,hayır..Sadece makyajlı gelenleri.”diyor...


Bedeniyle tam bir tezat halindeki çocuksu ifadesinden utanmış gibi, bir hamlede cesedi kucaklıyor ve camdan aşağı atıyor. Cam kapatıp saçlarını düzeltiyor. “Hadi gel”diyor. Masaya doğru çekiyor beni. Arkama geçiyor ve bedenini benim bedenime eşlemek ister gibi iyice yapıştırıyor bedenini benimkine. “Sıcak” diyorum. Üzerimde boydan boya düğmeli kısa kollu bir elbise var sadece. Uzanıp elbisemin düğmelerini tek tek açıyor. Çırılçıplak kalıyorum. Bacaklarını dolaba daya diyor. Uzatıyorum ancak dolaplar kızgın bir sıcaklıkta. Ayakkabılarım eriyerek dolaba yapışıyor adeta, öylece asılı kalıyorum bacaklarım açık bir halde. Beni geriye çekerek masaya oturuyor, ona dayanarak ben de oturuyorum. Elbisemin biriktiği kollarımı sıkıca arkada tutuyor. O sırada kapı açılıyor, içeri giriyorsun. “Tek masum sendin demek” diyorum. Gülerek ağır adımlarla yaklaşıyorsun. Her adımda biraz daha terliyorsun. Açık bacaklarımın arasında durup bana bakıyorsun. Arkandaki dolap giderek ısınıyor ve makyaj malzemelerinin olduğu tüpler yavaş yavaş erimeye ve raflara, oradan yere akmaya başlıyor. Rengarenk ve giderek sıvılaşan bir fon bu. Elbisemi iyice kollarıma doğru itiyorsun,cinsel organım bir kalp gibi atmaya başlıyor. Elini bastırıp, atışlarını dinliyor, mırıldanıyorsun, “güm, güm,güm...” Bacaklarımı kendime doğru çekmeye yelteniyorum ama imkan yok buna,ayaklarım dolaba kaynamış bir doğum pozisyonunda duruyorum. “Akıyorum” diyorum. Sen “Acıktım” diyorsun ve elini cinsel organımdan çekip cebine sokuyor, odadan çıkıyorsun. “Sen de geç kalma” diyorsun tam kapıdan çıkarken. Genç adam kollarımı bırakıyor, kalkıp ayakkabılarımdan ayaklarımı kurtarıyor. Yere iniyorum. Yerler yapış yapış, masanın altında bir kitap görüyorum, ona bakabilmek için yere çömeliyorum, genç adam da aksimi kuracak şekilde tam karşımda çömeliyor. Akmış makyaj malzemeleriyle birbirimizin yüzünü çocuksu bir keyifle boyamaya başlıyoruz. Sonra evden çıkıyorum. Beni evin tam karşısındaki bomboş çocuk parkında bekliyorsun. Bana anlatmadığın bir şey olduğu düşüncesiyle arkana geçiyorum ve bacaklarımı karnına doluyorum.Mırıldanır gibi, “Sabah olmuş” diyorum. Sonra yine kalkıyorsun gitmek için. “Sen de geç kalma” diyorsun. Kışın ilk günleri gibi berrak ve serin hava. Parkta bir salıncakta uykulu bir şekilde oturuyorum. Telefonum çalıyor. “Hadi, geç kalma. Yemek söyleyeceğim birazdan” diyorsun. Kalkıyorum, bir taksiye atlıyorum ama çok yavaş yol alıyoruz. Taksiciye çıkışıyorum daha hızlı gitmesi için. Kasıklarımdan başlayıp tüm bedenime yayılan şiddetli bir sancı duyuyorum.Bu kez çığlık atarak, “Daha hızlı!” diye bağırıyorum adama. Sancı sıklaşmaya başlıyor, arabayı telaşla kenara çekiyor taksici. Bir kasaba restoranına giriyoruz. “Kadınlar nerde?” diye soruyor taksici kasadaki adama. İşaret edilen odaya giriyoruz. Bir kuaför salonu burası. Beni bir kuaför koltuğuna oturtuyorlar. Kadınlar etrafımı sarıyor ve ne olduğunu anlamaya çalışıyorlar, içlerinden biri “Bebek!Bebek!” diye bağırmaya başlıyor. Ben bacaklarımı birbirine sıkıca yapıştırıp, “Anlamıyorsunuz!” diyorum zorla. Bacaklarımdan gri bir sıvı akmaya başlıyor, yere yaklaştıkça daha da koyu bir renk alarak. “Acilen gitmeliyim,yemek söyledi ve tek başına yemek yiyemez” diyorum. “Doğur öyle git” diyor biri. Dünyanın en saçma lafını etmiş gibi bakıyorum kadının yüzüne tiksintiyle. “Sen hiç kuaförde roman doğuran gördün mü?” diyorum. Kalkıyorum, zorlukla tekrar yola çıkıyorum. Bir kayalığın dibinde durup gelip geçen araçlara işaret ediyorum durmaları için, hiçbiri durmuyor. Yolun ortasına yürüyüp bir taksinin önünü kesiyorum. Biniyorum. “Hızlı git!” diyorum. Giderek daha da yavaşlıyor sanki. “Daha hızlı gitmiyor!” diye sinirlenmeye başlıyor taksicide. “Kaza var ileride, o yüzden. Her yerde bir çarpışma var artık” diyor. Asfalta sabitliyorum bakışımı, o denli yavaş gidiyoruz ki, bu şekilde bakmayı sürdürürsem asfalta gömülecekmişiz gibi geliyor. Telefonum çalıyor. Açıyorum. “Neredesin?” diyorsun, “Gelmeye çalışıyorum. Ama hızlanamıyoruz bir türlü” diyorum. “Bekle” Kapatıyoruz. Bacaklarımdan yine aynı sıvı akmaya başlıyor, çantamdan çıkardığım bozuk para çantama bu giderek katılaşan sıvıyı doldurmaya başlıyorum. “Ziyan oluyor” diye söylenerek. Hala yol alıyoruz. Seni arıyorum. “Geldim.Kıpırdama bir yere. Ama neredesin?” diyorum. “Üç Kız Kardeşteyim. Ama yemek yedim. Geç kaldın” diyorsun. Uyanıyorum.


07.03.2009 tarihli rüya, (TUS 4,5 saat)


Rüya Öncesi Rehber:
Erotik Edebiyat Tarihi, Alexandrian
Baştan Çıkarma Üzerine, J.Baudrillard
Çarpışma, J.G.Ballard
Kırmızı Şarap, St.Emilion
Roman Defteri, Isabelle
Kozmetik Mağazasında Kısa Bir Gezi

Hande Koçak

2 yorum:

Isabelle dedi ki...

imzada düzeltme.hande koçak.

deadman.peterparker dedi ki...

böyle düşleyen, böyle yazabilenler oldukça, ancak hatamızı geri alırız madam..

perşembe