RUHUN SOKAK GÜRÜLTÜSÜ DÜŞ RİTMİNDE

THE DIN OF STREET SPIRIT SOUNDS IN THE RYTHME OF DREAMS

27 Nisan 2011 Çarşamba

Yıkım: geri sayım 15 /Countdown to Destruction: 15

24 Nisan 2011 Pazar

collective poem / kolektif şiir

the sea monsters are breathing your name

fairy dust in dusk
whipping the shores
and sharks in full excitement in the seaman's arms
crying with breezes

crying with breezes and spring and autumn rains
with tears in the eyes and smile in the lips

the air freezing or burning, dissolution
in perfect harmony of triangles and circles
moon in the eyes and sun in the lips

the sun red forever
under the porch of the house of Fourier
cats and flowers swaying like sleepwalkers

where all passions were released with joy
in the open mouth of the house
the sun will taste your tears

and their tears shall have the taste of roses
between her trembling panics in the streets
and the tears will be diamonds full of life
in the face of the sun

**

los monstruos del mar respiran tu nombre

polvo de hadas al atardecer
azotando las costas
y tiburones en plena excitacion en los brazos del marinero
gritando con rabia

gritando con rabia y lluvias de primavera y otoño
con lagrimas en los ojos y sonrisa en los labios

el aire gelido o quemante, disolucion
en perfecta armonia de triangulos y circulos
luna en los ojos y sol en los labios

el sol siempre rojo
bajo los porticos de la casa Fourier
gatos y flores meciendose como sonambulos

donde todas las pasiones fueron desatadas con frenesi
en la boca abierta de la mansion
el sol saboreara tus lagrimas

y tus lagrimas saberan a rosas
y en la calle entre sus temblores panicos
seran diamantes llenos de vida
en el rostro del sol

**

deniz canavarları ismini soluyor

peri tozları akşam karanlığında
kıyıları kırbaçlıyor
ve köpekbalıkları denizcinin kollarında heyecanla dopdolu
rüzgarlarla bağırıyor

rüzgarlarla bağırıyor ve ilkbaharla ve sonbahar yağmurlarıyla
gözlerdeki yaşlarla dudaklardaki gülümsemeyle

hava donuyor ya da yanıyor, çözülme
üçgenlerin ve dairelerin mükemmel uyumu içinde
gözlerdeki ay ve dudaklardaki güneş

güneş her zaman kırmızı
Fourier’nin evindeki verandanın altında
kediler ve çiçekler uyurgezerler gibi sallanıyor

bütün arzuların neşeyle savrulduğu yerde
evin açık ağzında
güneş gözyaşlarını tadacak

ve onların gözyaşları güllerin tadını alacak
sokaklarda titreyen panikleri arasında
güneşin yüzünde
gözyaşları hayat dolu elmaslar olacak

Fantom-Juan Carlos Otaño

19 Nisan 2011 Salı

Countdown to Destruction: 23

18 Nisan 2011 Pazartesi

collective work: Open Map/Açık Atlas


Rad, cins, Fikret Güneş, OnstOn, Rafet Arslan
mixed media on the wall, 2008, İstanbul

http://kentebalyoz.blogspot.com/

Gemideki düşlerin aritmetiğinde sarhoşluk yarattı isyankar ruhlar/ The rebellious souls caused drunkenness in the arithmetic of dreams on board

“Eğer, Sürrealizm aracılığıyla, “olan” şeylerin tek bir oluş imkanı olduğu fikrini tereddütsüz reddediyorsak ve eğer “olan” bir yolla, insanlara gösterip izlemelerine yardım edebileceğimiz bir yolla, insanların “olmadığı”nı iddia ettikleri bir şeye varabildiğini ilan ediyorsak, batı düşüncesinin alçaklığını damgalamaya yetecek kelimeler bulamıyorsak, mantığa karşı silahlanmaktan korkmuyorsak, rüyalarda yaptığımız bir şeyin uyanıklık halinde yaptığımız bir şeyden daha az anlamlı olduğuna yemin etmeyi reddediyorsak, zamanı ortadan kaldırmayacağımızdan bile emin değilsek; şu kötü eski saçmalığı, şu sürekli raydan çıkan treni, çılgın nabız atışını, içinden çıkılmaz kırık ve bozuk canavarlar yığınını; bizden, ne çeşit olursa olsun bir sosyal koruma aygıtına şefkat göstermemizi, hatta hoşgörülü olmamızı nasıl beklersiniz? Bizce gerçekten kabul edilemez olan tek delilik budur. Aile, ülke, din düşüncelerini yıkmak için her şey yapılmalı, her yol denenmelidir. Sürrealistlerin bu konudaki duruşu ne kadar iyi bilinse de uzlaşmaya yer olmadığı vurgulanmalıdır… (İkinci Sürrealist Manifesto, s: 67) Ne şekilde ortaya çıkarlarsa çıksınlar, şiirsel aldırmazlık, sanatın başka yöne çekilmesi, bilimsel araştırma, saf spekülasyonla mücadele ediyoruz; büyük ya da küçük zihinlerini bir tasarruf bankasını kullanacakları gibi kullananlarla hiçbir işimiz olsun istemiyoruz. Bütün terk edilmiş tanıdıklar, bütün feragat etmeler, kitaptaki bütün ihanetler bu lanet saçmalığa bir son vermemize engel olamaz. (2. Sürrealist Manifesto, 5:45 Yayın, 2009)

Tüm bu görüş çerçevesinde değerlendirmek gerek Yıkım 2011’i. Yıkım bir yok oluş demektir. Devrimci bir harekettir yokoluş. Lautrémont şarkılarını yazarken denizler ülkesinde var olmuş, yeniden doğmuş, ölümü kutsamış, yaşamı kutsamış, insanlardan iğrenmiş, köpekbalıklarına aşık denizcileri sevmiş, deniz canavarlarını yüceltmiştir. Şarkılarının sonuna doğru ölüme yolculuğu seçmiştir. Maldoror’un şarkıları düşleri söyler ve bu dünyadaki tek kötü yaratık insandır. Maldoror, bir geminin fırtınada alabora olduğuna tanık olur, kazadan kimse kurtulamamıştır. Enkaza bakarken bir yaralı görünce hemen kararını verir. Hiçbir şey bu kararı değiştiremeyecektir. Adamı öldürür. Hiç korkusu yoktur, çünkü o muazzam gecenin fırtınasının salladığı beşikte uyuyordur insanın adaleti. Eğer kazadan kurtulan bir at ya da bir köpek olsaydı ona dokunmayacaktı Maldoror. Fırtınanın getirdiği sarhoşlukla, insanın adaletini insana sunar Maldoror. Bütün yolcular eşittir denizin ortasında, enkaz yığınının arasında, denize tutunmadan sürüklenebilirler. Bir gemide sınıfsal farklılıklarla yolcu eden insanlar ancak bir enkazda ölüyken birbirlerine eşit olabilirler, saf adalet bunu gerektirir. Değer yargılarından, ahlaksal acımadan ırak, öldürmenin zevkini tattığını söylerken Lautrémont aslında yaşamı kutsamaktadır, tüm iç derinliklerine girebildiği için insanın. Zira bir sonraki bölümde, intihar eden bir gencin canlı olduğunu görünce sevinecektir.

Michael Löwy, Benjamin’in gerçeküstücülüğüne değindiği yazısında, Benjamin, Rimbaud ve Lautrémont’u büyük anarşistler olarak göstermiştir, bunun nedeni burjuva ahlak düzenini, Spiesser ve filistenlerin “ahlak budalalığını” havaya uçurmasından ötürüdür (Löwy, Sabah Yıldızı,s.35).

Löwy’e göre o yılların Marksist düşünürleri arasında bir tek Benjamin, kriz halindeki sınai/burjuva uygarlığının doğurabileceği korkunç yıkımların önsezisine vardı (Löwy s. 42). Uygarlığın doğurabileceği yıkımlara karşı uygarlığın yıkılması ve yeniden yapılandırılmasıdır Yıkım 2011’in düşlediği. Sarhoşluğun gücünü devrime katmak yeni bir varoluş hazırlamaktır arzu edilen. Bu şenliğe tüm varlıklar katılacaktır, başta hayvanlar olmak üzere, gemide hayvanlar uygarlığın yıkımından, korkunç fırtınadan kaçmaktadırlar, Lautrémont onları kurtaracaktır şüphesiz, Apollinaire her biri için şiirler yazacaktır. Ya insan, insanı kim kurtaracaktır, bunun yanıtını aramak da gene insana düşer…

Fantom
*

The rebellious souls caused drunkenness in the arithmetic of dreams on board

“If, through Surrealism, we reject unhesitatingly the notion of the sole possibility of the things which "are," and if we ourselves declare that by a path which "is," a path which we can show and help people to follow, one can arrive at what people claimed "was not," if we cannot find words enough to stigmatize the baseness of Western thought, if we are not afraid to take up arms against logic, if we refuse to swear that something we do in dreams is less meaningful than something we do in a state of waking, if we are not even sure that we will not do away with time, that sinister old farce, that train constantly jumping off the track, mad pulsation, inextricable conglomeration of breaking and broken beasts, how do you expect us to show any tenderness, even to be tolerant, toward an apparatus of social conservation, of whatever sort it may be? That would be the only madness truly unacceptable on our part. Everything remains to be done, every means must be worth trying, in order to lay waste to the ideas of family, country, religion. No matter how well known the Surrealist position may be with respect to this matter, still it must be stressed that on this point there is no room for compromise… We combat, in whatever form they may appear, poetic indifference, the distraction of art, scholarly research, pure speculation; we want nothing whatever to do with those, either large or small, who use their minds as they would a savings bank.. All the forsaken acquaintances, all the abdications, all the betrayals in the book will not prevent us from putting an end to this damn nonsense.” (128-129 The Second Manifesto of Surrealism) The University of Michigan Press. Translated from French by Richard Seaver and Helen R. Lane


It is necessary to evaluate Destruction 2011 within the above extract. Destruction means a dissappearance. Dissappearance is a revolutionary movement.While Lautrémont was writing his songs; he existed in the countries of seas, sanctified death,sanctified life, detested people, loved sailors who are in love with sharks,glorified sea monsters.Towards the end of his songs, he chose a journey to death.The Songs of Maldoror sing dreams and the worst creature in this world is humans. One day, Maldoror witnesses that a boat has turned over by the storm, nobody can survive from the accident. On looking at the wreck, when he sees an injured he gives his decision immediately. Nothing can change that decision. He kills the man. He has no fear because the man’s justice was sleeping in cradle at that magnificient night’s storm rocked. If it was a horse or a dog survived from accident, Maldoror would not touch it.With drunkenness brought by storm, Maldoror presents man’s justice to man.All the passengers are equal in the middle of the sea,among wreck heap, they can float without clinging the sea. People who row in a boat with class distinction can be equal only they are dead in a wreck, pure justice requires that.While saying that he experienced the pleasure of murder as far from value judgements and moral mercy,actually,he sanctifies life because he can penetrate deep inside of man.On the other hand,in following chapter,when he saw a committed suicide youngster was alive he would gladden.

In his article touched on Benjamin’s Surrealism, Michael Löwy adduced Benjamin, Rimbaud, Lautrémont as great anarchists.The reason of that is Spiesser and Filistens blown up the bourgeois moral order in other words “moral madness” (Löwy, Morning Star, p.35)

According to Löwy; among those years marxist philosophers,only Benjamin attained the forethought of terrible destructions that industrial/bourgeois civilization which is in period of depression can procreate.To collapse the civilization against the destructions that civilization can procreate and its reconstruction,that is The Destruction 2011 imagines.Adding power of drunkenness to revolution,settling a new existance is the desideratum.All the beings will join this festival,especially animal;,in the boat,they were running away from destruction of civilization and terrible storm,Lautrémont would certainly save them, Appollinaire would write poems for each of them.What about human?Who would save the human?Searching for this answer is incumbent upon the human anyway…


Fantom

17 Nisan 2011 Pazar

otomatic drawning for Egyptian


Thot's spirit is shining in the revolt !
Thot(Hermes)'in ruhu isyanda parıldıyor

by rafet arslan

S.E.T kelebekleri 9/ Papillons of SET 9


sous les pavés, la plage !

2 Nisan 2011 Cumartesi

Destruction Graffiti's 2/ İzmir




Yıkım geri sayım:42/ Coutdown to DESTRUCTION: 42

16 Mart 2011 Çarşamba

cins İmgesi/The image of “cins"


Cins İmgesi yada Varlıkla-Hiçlik Arasında Öznenin Mutant Halleri

Cins’in yapıtının fonunda bedenler değil, genelde organlar görürüz. Dil, diş, beyin, göz... Beden algısı parçalanmıştır, bedene ait parçalardan yeni bir et doğmaktadır. Dönüşüm nesnelerinde acıya yada tuhaf bir keyif haline denk gelebilir; hatta nesne merakla yeni formunu beklemektedir.

Cins’in imgesi en basit tanımıyla naiftir. Pembe filler, sevimli bitkiler, ‘küfret’ diye bize gülümseyen dişler… Çocuk düşüncesindeki saflığa sahip olmak, karanlık anlarda bile neşeye kapıyı kapatmamak, karnaval gibi bir yaşam arzu etmek. Cins’in imgesi bir çocuk yüreğinin tüm heyecanlarını özenle selamlar.

Grafiti genelde writer’ların pratiği ile anılsa da, ülkemizde Cins’in başlattığını rahatlıkla söyleyebileceğimiz bir duvar resmi akımı olgunlaşıyor. Cins ambalaj kağıtlarına, oluklu mukavvalara resimler yapardı, ki hala yapıyor. ilk başlarda kısa bir dönem stencile ağırlık verse de, genel de whitepaste’ten stcikera tüm sokak enstrümanlarını çalan bir virtüöze dönüştü. Cins duvara yazı da yazar ama, kendine has hafif kaligrafik harfleriyle ve fazlaca süsüne kaçılmadan. Yazdığı kendi lakabı değil sokakta otomatik olarak ürettiği kavram ve sloganlardır: neşter, küfret, errorist vb… Sprey boya elinde çok fonksiyonlu bir silaha dönüşür; bazen fırça olduğu gibi, bazen de kalemdir.

Bir çok sokak sanatçısının yapıtı sokakta hemen kapatılırken, Cins’in özellikle Kadıköy-Moda hattı üzerindeki yapıtları hala sapa sağlam durmakta. Bu soru üzerine uzun uzun düşünüp, yapıtların olduğu bölgelerin psikocoğrafyaları ile ilişki kurmaya çalıştım. Vardığım sonuç çevre sakinlerinin bu tuhaf mutantlarla bir bağ kurdukları, yani en kısa yorumla bu yapıtları sevdikleriydi.

Bu tespiti biraz kurcalarsak, bir renk sihirbazı olan Cins’in işinin gökkuşağının etkisi gündeme gelebilir. Cins şehrin standart akışına müdahale etmektedir, yolda yürüyen birini köşeyi dönünce şaşırtacak resimler yapar. Sanatla hiçbir ilgisi olamayan gündelik hayatın mekanik ritmine kapılmış-kaptırılmış-kaptırmış insanların ayağına sanatı götürmektedir. Bu ilk başta biraz şokla karışık şaşkınlık yaratsa da, kısa sürede yapılan işin samimiyetinden sokaktaki adam ile bir empati bağı kurulur. Sokaktaki adam Cins’in o rengarenk mutant formları ile matrix’e karşı neşe dolu ama küfürlü bir saldırı yaptığı müstehcen bilgisini kavrar ve bunu sır gibi saklar. Sokaktaki adam bu neşeli başkaldırıyı bilinçaltında onaylar, hatta bundan haz alır. İşte bu yüzden Cins’in imgesi de ‘düzayak çivit badanalı bir kent nasıl kurulur abiler?’ sorusunun yanıtına giden yollardan biridir. Genel ahlakın-kuralların şehrin yüzüne vurduğu griliğe karşı hareket çeken Cins imgesi sivil ve liberterdir.

Rafet Arslan
*
The image of “cins” or the mutant forms of the subject between being and nothingness

“In the background of the work of “cins” what we see is not bodies but organs. Tongue, tooth, brain, eye… The perception of body is fragmented; from the body parts, new flesh comes into the world. In the transformation may encounter pain or a weird sort of joy in its object, even waits for its new form with curiosity.

The image of Cins, with its simplest definition, is naïve. Pink elephants, cute plants, smiling teeth saying, “curse!”… Having the naivety in child’s mind, not closing the doors to joy even in dark times, to wish a life like carnival. The image of Cins greets all the excitement of a child’s heart.
Although graffiti is cited as a practice of ‘writer’s, a mural movement is maturing in our country, which we can easily say was started by Cins. Cins used to paint on packaging papers and cardboards, which he still does. Although he was using mostly stencils at the beginning, he became a virtuoso in using all the instruments of streets, from white-paste to stickers. Cins also writes onto walls but with his own slightly calligraphic letter, without much ornamentation. What he writes is not his pseudonym but the notions and slogans he produces in the streets automatically; “lancet”, “curse!”, “errorist” etc… The spray can transforms to a multi-functional weapon in his hand; sometimes it is a brush, sometimes a pen.

Although the street works of many artists are covered immediately, especially in Kadıköy- Moda district, his work stays with sound health. I though about this long enough and tried to link the works with the psycho-geography of the district. The result I came to was that the inhabitants connects to these weird mutants, with the shortest interpretation they love these works.

When we examine this statement, the rainbow effect of the color magician Cins comes to the table. Cins intervenes the standard flow of the city, his painting sunrises people walking around the corner. He bring art to the people, who have no connection with art, and who is caught, snatched and carried away with the mechanical rhythm of daily life.
Although this creates a daze mixed with shock, shortly after the earnest of the work creates empathy with the guy on the street. The guy grabs the filthy information from the colorful mutants that he assaults against the matrix, cheerful but opprobriously and he keeps this as a secret. The guy approves this cheerful rebel subconsciously, even enjoys it. And because of this, Cins’ image is a way to go to the answer of the question: “How is a flat, indigo painted city be built, brothers?”. The image of Cins, who acts against the grayness that the morality and principles reflect onto the face of the city, is civil and libertarian.